Yönetmen Tufan Şimşekcan’ın yeni çalışması, festival yolculuğuna çıkacak: Erkekliğe ağıt…

Img

Uzun kurmacası “Ceylin” filmi ile adından söz ettiren yönetmen Tufan Şimşekcan, “Aslı Gibidir”, “Mevsimlik Yaşamlar” ve “Dayanışma” belgesellerinin yanına, yeni bir belgesel ekliyor: “Erkekliğe Ağıt”.

Filmin ilk bilgisini, 10 yıl aradan sonra, 18’incisi bu yıl 30 Mart-5 Nisan tarihleri arasında yapılan 1001 Belgesel Film Festivali’nin açılışında almıştık. Şimdi filmin çekimleri bitti ve kurgu aşamasında. Başlığıyla bile ne kadar ilgi çekici bir film olduğu açık. Son yıllarda, ülkenin en büyük sorunlarından biri haline gelen erkek şiddetini düşündüğümüzde sinemamızın belgesel vitrininde olması gereken konu başlıklarından birisi “erkeklik” araştırmaları.

“Güçlü erkek” olma baskısıyla şekillenen erkeklik durumlarını masaya yatıran filmin mekânları da ilginç, dayatılan erkeklik olgusunun baskın olduğu yerler: kıraathane, boks salonu, halı saha, inşaat alanı, berber ve oto sanayi…

Film ilk olarak dünya ve Türkiye festival sahnesinde boy gösterecek ve ardından izleyicisiyle buluşacak. Filmin yapımcılığını ise Nurcihan Temur ve Mehmet Sarıca üstleniyor.

Şimşekcan’la “Erkekliğe Ağıt” üzerine konuştuk.

‘SUÇLAYAN DEĞİL ANLAMAYA ÇALIŞAN’

– İlginç bir konu. Nereden çıktı bu fikir?

Aslında bu fikir tek bir olaydan değil, yıllar içinde biriken gözlemlerden çıktı. Erkek olarak büyürken bize çok erken yaşlardan itibaren birtakım roller öğretiliyor: güçlü ol, ağlama, korkunu gösterme, zayıflık belli etme… Bunlar çoğu zaman hayatın doğal bir parçası gibi kabul ediliyor. Oysa biraz geriden baktığınızda bunların öğrenilmiş davranışlar olduğunu fark ediyorsunuz. Bu kalıpların yetişkinlikte yalnızlığa, öfkeye ve kimi zaman ev içi şiddete kadar uzanan sonuçlar doğurabildiğini görüyoruz. Ben de uzun zamandır bunun sadece erkeklerin hayatını değil, kadınları, çocukları ve aslında bütün toplumu nasıl etkilediğini düşünüyordum.

“Erkekliğe Ağıt” tam da bu sorgulamanın ürünü. Birilerini suçlayan değil, hepimizin içinde yaşadığı sistemi anlamaya çalışan, yeniden düşünmeye ve değişmeye davet eden bir film.

– Peki gelişim süreci nasıl oldu? Kimler var belgeselde, ne konuşulacak?

Yaklaşık iki yıllık bir araştırma sürecinin ardından şekillendi. Başlangıçta klasik bir röportaj belgeseli olarak düşünülüyordu. Ancak süreç ilerledikçe bunun sinemasal olarak daha farklı bir dile ihtiyaç duyduğunu hissettim.

Belgesel üç katmandan oluşuyor. Bir yanda kurmaca bir karakter üzerinden “erkekliğin” çocukluktan yetişkinliğe inşa edilişini izliyoruz. Bu kısmı oyuncu Uğur Kurul canlandırmakta. Diğer yanda Itır Erhart, Murat Göç, Aksu Bora, Saadettin Eskiçorapçı, Ebru Nihan Celkan, Hasan Deniz ve Umut Güner gibi alanında uzmanlar bu hikâyeyi farklı açılardan değerlen-diriyor. Üçüncü katmanda ise belgeselin kendi yapım süreci görünür hale geliyor.

Böylece seyirci yalnızca sonuca değil, filmin anlatım biçimine de tanıklık ediyor.

SORU SORMAK…

– Erkeklik nasıl ele alınıyor belgeselde, biraz daha açar mısınız?

Film erkekliği doğuştan gelen değişmez bir kimlik olarak değil, öğrenilen ve sürekli yeniden üretilen toplumsal bir yapı olarak ele alıyor. Dolayısıyla mesele “erkek olmak” değil, bize öğretilen erkeklik anlayışı. Güçlü görünme baskısı, duyguların bastırılması, kırılganlığın zayıflık sayılması gibi kabuller hem erkeklerin kendi hayatlarını hem de kurdukları ilişkileri derinden etkiliyor. Belgesel, bu kalıpların erkek egemen toplumsal düzen içinde nasıl üretildiğini ve kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığını sorguluyor.

Dolayısıyla belgesel, erkekleri yalnızca eleştirmiyor, onların da bu sistemin içinde nasıl şekillendiğini anlamaya çalışıyor.

– “Aslı Gibidir”, “Mevsimlik Yaşamlar” ve “Dayanışma”… Bu üç belgesel de birbirinden farklı konulara eğiliyor ama “Erkekliğe Ağıt”, öncekilerden daha ayrıksı, çok felsefi ve aynı zamanda popüler de bir konu. Filmin önermesi ne?

Ben bütün filmlerimin aslında aynı sorunun etrafında dolaştığını düşünüyorum: İnsan, içinde yaşadığı düzen tarafından nasıl şekillendiriliyor? “Mevsimlik Yaşamlar” emek üzerinden bunu tartışıyordu. “Dayanışma” birlikte hareket etmenin imkânlarını araştırıyordu.

“Erkekliğe Ağıt” ise bu kez toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sonuçları üzerinden aynı soruya bakıyor. Filmin temel önermesi şu: “Erkeklik halleri” öğrenilen bir rol. Öğrenilmiş olan şey ise yeniden düşünülebilir, dönüştürülebilir. Belgesel, kesin cevaplar vermekten çok, seyircinin kendi hayatına dönüp yeni sorular sormasını istiyor.

‘BİRLİKTE DÜŞÜNMEYE DAVET EDİYORUZ’

– Film vizyona girdiğinde muhakkak tartışma konusu yaratacaktır. Sizin bir öngörünüz var mı?

Toplumsal olarak konuşmaya ihtiyaç duyduğumuz konuların tartışma yaratması sağlıklı bir durum. “Erkeklik” de bunlardan biri. Belgeselimiz birlikte düşünmeye davet ediyor. Eğer seyirci salondan çıktıktan sonra bu konuda konuşmaya devam ederse belgeselin amacına ulaştığını düşünürüm. Sinemanın en değerli yanlarından biri de kesin cevaplar vermekten çok, yeni sorular üretebilmesi.

– Reklam, belgesel ve kurmaca yönetmenliği yanında tiyatro yönetmenliğiniz de var. Hangisinde kendinizi daha özgür hissediyorsunuz?

Aslında benim için hepsi aynı anlatma arzusunun farklı biçimleri. Reklam işleri, bana disiplini ve çok kısa sürede derdini anlatmayı öğretmekte. Tiyatro, metni sahnede yeniden keşfetmeyi sağlıyor.

Kurmaca filmler yeni dünyalar kurma özgürlüğü veriyor. Belgesel ise hayatın kendisinin yazdığı hikâyelerle karşılaşma cesareti istiyor. Kendimi en özgür hissettiğim yer ise bu alanların birbirine karıştığı nokta.

“Erkekliğe Ağıt” da aslında tam burada duruyor. Belgeselin gerçekliğiyle kurmacanın sinema dili iç içe geçiyor. Son yıllarda beni en çok heyecanlandıran anlatım biçimi de bu hibrit yapı oldu.

yok

Author: Onur Kaya