Perde Kapandı, Mirası Yaşayacak: Haldun Dormen
“`html
Türk Tiyatrosunun İkonu: Haldun Dormen’in Efsanevi Yolculuğu
Cumhuriyet dönemi Türk tiyatrosunun modernleşmesine öncülük eden Haldun Dormen, yalnızca bir oyuncu, yönetmen ve eğitmen olarak değil, aynı zamanda tiyatroyu kültürel bir derinlik, disiplin ve sürdürülebilirlik alanı olarak ele alan önemli bir figürdü. Haldun Dormen, sahne sanatlarını bir gösteri biçimi olmaktan çıkararak, onu bir kültürel miras ve sürekli gelişen bir disiplin olarak yeniden şekillendirdi. Kurduğu tiyatro sahneleri ve geliştirdiği repertuvar anlayışıyla, Türkiye’deki modern tiyatronun temellerinin atılmasında büyük rol oynadı.
“Benim amacım Türk tiyatrosunu kurtarmak değil, doğru bir tiyatro sunmak olmuştur…”
Bu ifadelerle, Haldun Dormen kendisini tanımlıyordu. Bugün, onun kaybıyla Türk tiyatrosunun Cumhuriyet dönemi mirasından bir sayfa kapandı. Dormen, tiyatroyu basit bir gösterim alanı olarak değil, bir kültürel yapı ve sürekli gelişim olarak gördü.
Tiyatroya Duyulan Tutku
Haldun Dormen, Türk tiyatrosunun en önemli hafızalarından biri ve sahnenin neşesi olarak öne çıktı. O sadece bir yönetmen değil; aynı zamanda Türkiye’de modern müzikal ve vodvil sanatlarını sahneye taşıyan, tiyatroyu bir eğitim alanı ve yaşam biçimi haline getiren bir sanatçıydı. Tiyatro tarihimizde bıraktığı iz, çocukluğunun geçtiği kültürel çevre ve aldığı uluslararası eğitimle şekillendi.
Dormen, Mersin’de başarılı bir iş insanının çocuğu olarak dünyaya geldi ve ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşti. Ortaokul yıllarında Galatasaray Lisesi’nde okudu ve sahneye ilk adımını burada attı. Demirbank oyunundaki 25 kuruşluk rolü, hayatının geri kalanı ile tiyatro arasındaki bağı oluşturdu. O günleri, tiyatro meraklısı müzik öğretmeni Hakkı Bey’in ona yazdığı bu küçük rolü “en güzel anım” olarak andı. Sekiz yaşında geçirdiği bir kazayla sakatlanan sol ayağı, onun tiyatro sevgisini asla azaltmadı.

Genç yaşta Tepebaşı Dram Tiyatrosu’nda Othello oyununu izleyerek hayatına yön veren bir başka tecrübe yaşadı. Yıllar sonra bu deneyimi şöyle anlattı:
“20:30’da geleneksel ziller çaldı ve kırmızı kadife perde açıldı. O an heyecanım doruğa ulaştı. Sanki Othello’nun kıskançlığını, Cahide Sonku’nun güzelliğini ve Talat Artemel’in sahnedeki performansını yalnızca ben izliyordum. O günden sonra sinemayla birlikte tiyatro tutkum da büyüdü.”
Othello ile tanışması, onun hayatında bir eşik oldu. Sonrasında, Robert Koleji’ne girerek İngilizce öğrenip Amerika’da tiyatro eğitimine yönelik hayalini gerçekleştirmeye karar verdi. Yale Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra, New York ve Hollywood’da uzun yıllar geçirdi; bu süreç, sahneyi cinin yapıldığı bir dünya olarak görmek için ona yeni bir perspektif kazandırdı.
İstanbul’a Dönüş ve Sahnede İz Bırakan Yıllar
1954’te İstanbul’a dönüş yaptığında, Muhsin Ertuğrul’un sahnesinde çalışmaya başlamak için sabırsızdı. O günleri şöyle hatırladı:
“Küçük Sahne’ye gidip Muhsin Bey’e geldiğimi bildirmek için heyecanla ilerledim. Hemen o gün işe başlamak istiyordum.”
Büyük bir heyecanla girdiği Küçük Sahne’de, Muhsin Ertuğrul’un sıcak karşılaması kendisine huzur verdi.
“Nerede kaldın Haldun Paşa? Gözümüz yollarda kaldı,” diyerek yanaklarından öpen Muhsin Hoca o anı unutulmaz kıldı.
Daha sonra oradaki diğer genç oyuncularla tanıştı: Sadri Alışık, Münir Özkul ve Cahit Irgat. İlk oyunu Cinayet Var… olarak sahneye taşıdı. Oyun sonrası birçok övgü ve eleştiri aldı.

Muhsin Ertuğrul’la geçen bir buçuk yıl boyunca tecrübe kazandıktan sonra, Beyoğlu’nda 60 kişilik bir alan olan Cep Tiyatrosu’nu kurdu. İlk sahneleri Madonna’nın Portresi ve Pierre Patheline ile açtı ve bu küçük ama etkili tiyatronun hikayesini şöyle aktardı:
“Cep Tiyatrosu, köhne bir apartmanın ikinci katından içeri giren herkesi şaşırtacak kadar etkileyici bir mekân haline geldi. Ufacık sahnesi ve mavi koltuklarıyla herkesin kalbini kazanıyordu.”
Cep Tiyatrosu, kısa sürede beklenmedik bir coşku yarattı. Haldun Dormen, Pierre Pathelin adlı oyununun onun için hayatında en iyi oyun olduğunu belirtti.
Cep Tiyatrosu’ndaki Başarılar
Ortaçağ farsını pandomimle birleştirip sahneye koyduğu bu eserde, oyuncular mimiklerle izleyicilerin beğenisini kazandı. Ayhan adlı genç oyuncunun sahne performansı tüm dikkatleri üzerine çekti ve ardından Erol Günaydın rolü devralarak oyunun başarısını sürdürdü.
Cep Tiyatrosu, kısa sürede tükendiği biletleriyle önemli bir noktaya dönüştü. Dormen, bu dönemi “Oyunculuğumdan çok, yönetmenliğimi burada kabul ettirdiğim yerdi,” diyerek anarak anımsadı.
Tiyatro, gençlik gruplarına, amatör topluluklara ve diğer etkinliklere kapılarını açtı. Orhan Peker’in sergileri burada sergilendi, Azra Erhat, Haldun Taner ve Sebahattin Kudret Aksal ise sürekli konukları arasında yer aldı.
Oyunların başarıları yeni prodüksiyon taleplerini karşıladı; Pierre Pathelin ve Madam’ın Portresi aylarca sahnede kalmayı başardı. Böylece Cep Tiyatrosu, İstanbul’un kültürel yaşamında yalnızca bir sahne değil, yeni bir merkez haline geldi.

Dormen Tiyatrosu: Yeni Bir Dönem
Cep Tiyatrosu’nun açılışından bir yıl sonra geçici olarak kapandı ve aynı dönemde Yapı Kredi Bankası tarafından düzenlenen turneye katıldı. Bu turnede Cinayet Var, Yaz Bekârı, Dünkü Çocuk ve Mountrist oyunlarını sahnelediler. Bu organizasyon, o dönemde çok az yapılan “lüks turne”ler arasında yer aldı.
Turneden sonra askerlik görevini yerine getirmek üzere Ankara Piyade Okulu’na gitti. Cep Tiyatrosu’nun devam edememesi onu üzdü ancak dönüşte çocukluğundan beri hayal ettiği tiyatro hedeflerine ulaşması için artık engel kalmamıştı.
“Askerlik görevimi tamamlayarak, yıllarca hayalini kurduğum tiyatro hedefime adım atmak için hazırlıklarımı yapıyordum. Artık istediğim gibi bir ekip kurabilirdim.”
Dormen, artık kendi tiyatrosunun perdesini açma vaktinin geldiğini hissetti. O günleri, “Beyoğlu’na renk katacak bu topluluk atışa hazırdı,” şeklinde dile getiriyordu. Genç ve büyük oranda amatör bir kadroyla başlayan bu girişim, bazı sanat çevrelerinde eleştiriyle karşılandı; “Yapamayacaklar” algısı oluşmaya başladı.

Dormen Tiyatrosu, sezon başında büyük bir heyecanla yola çıktı. Kadro gençti ve bazı eksiklikler vardı; özellikle bir kadın başrol oyuncusuna ihtiyaç duyuluyordu. Bu yüzden Kraliçeler ve Asiller oyunu ertelendi; bunun yerine erkek kadrosu ile O’Neill’in Karaağaçlar Altında adlı dramayı sahneden sundular.
Oyun için Yılmaz Gruda, Erol Keskin, Fikret Hakan, Necdet Ayberk ve Yıldız Alpar gibi isimler vardı. Açık kalan tek rol için bir ilan verildi; bu ilanla sahneye, Dormen’in ilk stajyeri olarak kabul edilen İzzet Günay katıldı.
Bir Tiyatro Okulu: Dormen Tiyatrosu
Dormen’in tiyatrosu, stajyerler için yalnızca sahneye çıkmak değil, tiyatronun temel kurallarını öğrenmek anlamına geliyordu. Bu eğitim süreci, yönetmenlikteki yollarını açacak en önemli okuldur. Bu “okuldan” zamanla Yılmaz Köksal, Metin Serezli, Altan Erbulak, Hadi Çaman, Aydemir Akbaş, Gülse Birsel, Yüksel Gözdağan ve Göksel Kortay gibi pek çok önemli isim yetişti. Dormen Tiyatrosu, Türk tiyatrosunun en verimli okullarından biri haline geldi.
1957-1972 yılları arasında tiyatro, en parlak dönemini yaşadı. Bu süreçte sahneye taşıdığı eserler, yeni bir tiyatro dilinin oluşmasına katkı sağladı. Papaz Kaçtı, Hedda Gabler, Fare Kapanı, Müfettiş, Puntila Ağa, Uşağı Matti, Yer Demir Gök Bakır, Şahane Züğürtler, Bit Yeniği ve Hisseli Harikalar Kumpanyası tiyatronun en çok ses getiren yapımları arasında yer aldı.
Türkiye’nin İlk Müzikali: Sokak Kızı İrma
1961’de Türkiye’de sahnelenen ilk müzikal olarak kabul edilen Sokak Kızı İrma, Dormen Tiyatrosu’nda sahne aldı. Ancak, müziğin temin edilememesi ve tiyatro çevrelerinde “Neden böyle bir şeye ihtiyaç var?” gibi düşüncelerle karşılaştı. Bu girişim, Türk tiyatrosu tarihinde büyük bir risk barındırıyordu; başka birçok kurum bile buna cesaret edememişti.

Dormen o günleri “Bir yönetmen olduğumu kabullenmiyorlardı; ama müzikal tamamen farklı bir işti,” diyerek özetliyordu. Özenle hazırlanan provalar sonrasında Sokak Kızı İrma, Türkiye’nin ilk müzikali olarak sahnelendi. Gülriz Sururi’nin başrolde parladığı oyun, ilk gecesinde büyük ses getirdi. Dormen o yaratıcı anı “Tebriklerin ve başarıların etrafımda bir duvar ördüğünü hissettim,” şeklinde anmıştı. İrma, İstanbul Festivali’nin açılış gösterisi olarak sahnelendi; gala gecesi Atlas Sineması’ndaki uzun kuyruklarla akıllarda kaldı.
Yine yıllar önce Tepebaşı Dram Tiyatrosu’nda izlediği Othello ile bağlantılı olarak, Cahide Sonku bu kez Dormen Tiyatrosu sahnesine Taşra Kızı ile dönecekti.

Türk Tiyatrosunda Devrim
Haldun Dormen, yaklaşık 20 yıl boyunca Dormen Tiyatrosu ile Türk tiyatrosunun en verimli dönemlerinden birine katkı sağladı. Dünya tiyatrosunun önemli metinlerini sahneye taşıdı ve müzikal formunu Türk seyircisi ile buluşturdu. Tiyatroyu modernleştirerek yeni bir sahne dili geliştirdi; aynı zamanda genç yeteneklerin keşfedilip eğitildiği bir yuva haline geldi. Yenilikçi repertuvarıyla daha geniş kitlelerle buluşmayı başardı ve kültürel yaşamda kalıcı bir etki yarattı.
Haldun Dormen, Anılar kitabında kapanış gecesini Beyoğlu’nun kaldırımlarında tiyatroya yürürken yaşadığı tüm anılarla dile getiriyor; yıllar içinde bu yollardan geçen her adımın artık kendisinden bir parçayı uğurladığını belirtiyor. Dormen Tiyatrosu, 1977’de perdesini kapatırken, Beyoğlu’nun hafızasından bir dönemi silinmiş oldu.
Daha sonra 1984’te Feriköy’de yeniden açıldığında, mekânın koşulları ve kadronun dağılması nedeniyle ruhunu kaybetti. Ancak, bıraktığı etki Türk tiyatrosu tarihinde kalıcı bir iz bırakmaya devam ediyor.
Bu gönderiyi Instagram’da gör
Bir Ustanın Sinema Yolculuğu: Yaparsın Şekerim
1960’ların ortasında sinemaya da adım atan Dormen, Bozuk Düzen (1966) ve Güzel Bir Gün İçin (1967) filmleri ile Altın Portakal’da ödül aldı; ancak gişede beklenen karşılığı bulamayınca sahneye geri döndü. Yıllar sonra, “Kalbim hep tiyatroda attı,” diye hatırlayacak.
Televizyondaki Unutulanlar, Dadı, Popstar gibi yapımlarla farklı nesillerin belleğine kazandı. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda verdiği derslerle genç kuşaklara bilgiler aktararak, kültürel mirası sürdürdü.
Dormen, tiyatroyu bir disiplin ve etik meselesi olarak gördü; birçok yenilikle Türk tiyatrosunun çehresini değiştiren yaklaşımlar geliştirdi. Dekor ve kostüm anlayışını çağdaşlaştırarak suflörün kaldırılmasını sağladı. Kültür politikaları üzerine her zaman açık bir eleştiriyle durarak onursal doktor unvanı, Devlet Sanatçısı payesi ve birçok ödül aldı. Bu başarılarını; Sürç-ü Lisan Ettikse, Antrakt ve İkinci Perde gibi kitaplarıyla kalıcı hale getirdi.

Ve bu büyüleyici yolculuk, Yaparsın Şekerim belgeseli ile sinema perdesine taşındı. Selçuk Metin’in yönettiği ve Netflix’te yayınlanan bu belgesel, Dormen’in tiyatro serüvenini, yakın çevresinin tanıklıklarıyla, sahnede ve sınıflarda bıraktığı izlerin, geleneğin aktarımına dönüşümünü aktarıyor.
Haldun Dormen’in Bıraktığı Kalıcı Miras
Bugün, sahneden çekilen yalnızca bir sanatçı değil; sahne anlayışı, bir etik ve bir tiyatro felsefesi kaybetti. Haldun Dormen’in mirası, sahnede yankılanan bir alkıştan çok daha fazlasıdır: üretim inadı, umut ve vazgeçmeme dersi… Haldun Dormen’e, Pierre Pathelin adlı oyunun kapanış gecesinde yazdığı şiirle veda ediyoruz:
Dur perdeci, dur, dur
Bitirmedik oyunu
Şu küçük şarkımızla
Bağlayalım sonunu
Zamanı bağlayalım, artık
Şu perde inecek
Çünkü oyun bitecek
Haydi evlerinize
Saadet dileriz hepinize…
“`